Page 8 - ennnnnnnnnnnnnn son .indd
P. 8

zorlukları, insan kaynağı zorluğunu, maddi zorlukları piyasa koşullarında amatör bir ruhla var olmanın getirdiği koşulları göz
               önüne alırsak; anlamlı bir iş yapıldığını düşünüyorum. Daha da fazla üretmek istiyoruz. Bu süreçte sadece Aras değil başka
               yayınevleri de Ermeni meselesi etrafında kitaplar yayınlamaya başladı. Türkiye’de bu anlamda bir ilgi oldu, 90’lı yıllarla birlikte
               Belge Yayınları, Taner Akçam’ın kitaplarıyla uyanan bir ilgi oldu. Agos’un tabi Hrant Dink’in görünürlüğününün artması ilgiyi
               de bilgiyi de arttırdı. Ama son yıllarda o bilgi artmasına rağmen yeni insanlara ulaşmak daha zor hale geldi. Çünkü mecralar
               daraldı, medyada Ermeni meselesi daha az konuşulur oldu. Alan kaplamaz hale geldi beş on yıl öncesine göre.

                 Bu daralmanın siyasi atmosferle ilgisi var mı?




                 Doğrudan ilişkili… Memleket daha açık olduğu zaman, meseleler daha rahat tartışıldığı zaman bu tip konular hassas konular
               daha kolay konuşuluyor. Daha cesur çıkışlara daha farklı seslere daha çok alan oluyor. Memleket daraldığı, tartışma alanı kısıt-
               landığı, mecralar sayı ve nitelikçe azaldığı zaman bu konular konuşulmaz hale geliyor. Zaten neyin konuşulup neyin konuşul-
               mayacağı artık Ankara’dan belirleniyor. Neredeyse her televizyon, gazete oraya tabi. Dolayısıyla onun dışında bir şey konuşmak
               çok kolay değil. Ermeni meselesi Türkiye’nin gündeminin ilk beş sırasında olan bir mesele değil, çok kolay kenara konulabilecek
               zaten tarihsel olarak da halının altına süpürülmüş bir konu. Onu gündeme getirmek ancak böyle meselelerin açık açık tartışıldı-
               ğı bir ortamda bu konuyla ilgilenenlerin biraz başını çıkarması, Agos’taysa iyi bir manşet yapması, Aras’ta iyi bir kitap çıkarma-
               sı gibi. Eskiden iyi bir kitap basmanızla olabiliyordu şimdi bunları yapsanız da ancak çok sınırlı bir alanda yer bulabiliyorsunuz.
               Dolayısıyla gündemin çok altlarına düşmüş oluyor,  bu da bir zorluk yaratıyor mutlaka.




                 “Tamamen sermaye üzerinden dönen, kültürü yuttuğu zaman uzun vadede daha fazla kaybedeceğiz. Buna belli noktalarda
               direnç noktaları oluşturmamız gerekiyor. Bunun için belki bazı dayanışma ilişkileri kurmamız gerekiyor.”

                 Böyle önemli misyonu olan bir yayın evinin bir yandan da piyasa koşullarındaki zorluklar ve daralmayı düşünürsek yaşaması
               çok kolay olmasa gerek…




                 Dediğim gibi bir misyonu, bir fikri var Aras’ın… Kültürel ortam yaratmak, baki kılmak gibi bir gaye var. Entelektüel olarak
               bu konulara açık olanlara, bir malzeme sağlamak, bir kitaplık sunmak oluşturmak,  ilgiyi canlı tutmak, büyütmek gibi bir amacı
               var. Bunlar çok ölçülebilir şeyler değil. Ama bu böyle kuruldu ve böyle devam edecek. Yayıncılıktan para kazanmak gibi bir der-
               di yok. Kazansak tabi ki mutlu oluruz çünkü piyasa koşulları var bir yandan. Bu piyasa koşullarında bu kadar küçük ve misyon
               ağırlık bir yayın evinin ayakta kalması kolay değil. Daha kolay bir yayıncılığı tercih etseniz, editöryel süreçleri daha hafif yürüt-
               seniz, daha az insan istihdam ederek daha hızlı üretseniz, belli titizliklerden vazgeçseniz belki iş daha kolay olur. Biz bir şeyler
               öğrenmek okura da temiz işler, iyi hazırlanmış işler sunmak istiyoruz bu daha maliyetli oluyor.




                 “Her Yazar Uzanarak Poz Vermek Zorunda Değil.”




                 Editör meselesi, sektördeki içeriksizleşme geçtiğimiz günlerde çok konuşuldu ‘çok satan bazı kitap ve yazarlar üzerinden’ siz
               nasıl değerlendiriyorsunuz bu tartışmaları?




                 Bir tür profesyonelleşme bu. Ama bu profesyonelleşmeyi olumsuz anlamda görüyorum.  Tanıl Bora’nın bir makalesi vardı.
               ‘Türkiye’de yayın evini taşıyan editördür’ diyordu. Editör sahiden de her şeyi yapandır. Gün gelir matbaadan gelen kitapları de-
               poya taşır, gün gelir sayfa mizanpajı yapar, gün gelir kitap tasarımı yapar, gün gelir redaksiyon, son okuma yapar, tanıtım çabası
               da gösterir. Bu bir zaaf gibi görünebilir. Ama işi sahiplenmek, bir kitabı başlangıcından sonuna kadar her şeyiyle sahiplenmek
               bence olumlu bir şeye tekabül ediyor. Geçmişte böyleydi. Bu şimdi gittikçe kopuyor,  editör gittikçe önemsizleşiyor. Ürün önemli
               hale geliyor, ne kadar sattığı yazarın tanınırlığı, piyasada ne kadar karşılık bulduğu daha önemli hale geliyor içerikten. Maa-
               lesef kültür yayıncısı diyebileceğimiz yayın evleri de piyasa şartlarının dayatmasıyla bu süreçlerden vazgeçebiliyorlar. Onlarda
               da editöryel süreç önemsizleşebiliyor. Ama bu hayırlı bir şey değil. Bu aslında bir tür çoraklaşma. Çünkü kitap dediğimiz bir
               şey elimize aldığımız sayfalardan, üzerindeki harflerden mürekkepten ibaret bir şey değil. Oradaki emeğin kendisi, kitabın ne





                                                                              8
   3   4   5   6   7   8   9   10   11   12   13